Akşam eve gittigimde, babam gene televizyonu elegeçirmişti. Odama çekilip, terli ve yağ lekeli formamı odamın içine gelişi güzel fırlattıktan sonra, amiga 500 ile oynamak için
halıda tam oyun oynama pozisyonu aldıgım sıralarda.. annemin feryat figan ” yemek soguyor hadi! ” çığlığı ile aksam yemeginin hazır oldugunu ve daha fazla halı üzerinde beklersem, anne terliğinin sırtımda iz çıkaracagını daha önceden tecrübe ettiğim için, koşar adımlarla ellerimi yıkadıktan sonra yemek masasına oturdum..
Babam gene televizyondaki bir habere sinirlenmişti. Hışımla yemek masasına geliyordu… Bana bir şey diyecek diye korkuyordum. En sonunda geldi ve.. ” gene yara bere içinde kalmışsın.. nasıl oldu ? “dedi
Saliseler icinde kafamdan bir hikaye uydurmayı babamın soruları karşısında ögrenmistim. Futbola her zaman karşı olan babama ” Kafaya çıkarken, planjön’e giden kaleciyle direk arasına sıkıştım babacığım” deseydim.. sanırım futbol kariyerim bir daha açılmamak üzere kapanacaktı.
“Okul’un girişindeki mermerlerde arkadaşlarla kayarken düştüm babacığım” dedim. “iyi bir daha kayma o zaman sende dedi ” ve bu konu kapandı..
Yemekten sonra, bütün gün hayalini kurdugum amiga 500′e kavuştum.Deliler gibi oynadıktan sonra,tuvalet için ayağa kalkmaya çalışırken, saatlerce halıda oyun oynamaktan uyuşan ayağım beni yere yapıştır ve yüzümdeki yara sayısını arttırmıştı.
Nefret ettiğim birşey varsa o da pazar sabahları idman olmasıydı. Her idman başında yapılan sıkıcı ısınma hareketleri beni deli ediyordu. Bir an önce topa vurmak istiyordum. Bu aptal hareketlerle vakit kaybetmek istemiyordum.
Çapraz koşularda bittikten sonra nihayet çift kale maç yapacaktık. Antrenörümüz adam paylaşımı yaparken, kaş göz hareketleri yapıyordum beni güçlü takıma seçmesi için..
Sonunda kırmızılı takımın santraforu olarak görev aldım. Maç güzel başlamıştı. Gelen ortalara başarısız rövaşata denemelerim antrenörüm tarafından ” Şov yapmıyoruz çocuklar ” olarak yorumlanıyordu.
Bu sefer sol kanattan hücum ediyorduk. Ben de sağ kanattan, sağ elimi kaldırmış koşuyordum. Ceza sahasına yakın bir yerlerden, yerden gelen pasa tüm gücümle vurdum.
Şutun güzelliği karşısında ayağımdaki ağrıyı top direğe çarpınca anladım. Sızlamıştı.. Top direğe çarpıp, derme çatma tribunlere gitmişti. Futbolun en basit kurallarından biri olan ” atan alır ” dan nefret ediyordum..
Tribun girişine giderken, bi amca topu bana uzatıyordu. Gözlerime inanamıyorum.. Dün dürüm yerken gördüğüm kız tribunde babasıyla bizi izliyordu.. Amcanın koltuk altındaki bosluktan kıza bakarken, titreyerek ” teşekkürler amca ” dedim.
O an midem ile kalbim arasında bir bosluk hissettim. Artık maç umrumda degildi.. Yapılan ortalarda kafaya cıkarken bile gözlerim ismini bilmediğim kızdaydı
devamı yarın…